Anatolia Anatolḗ Anadolu Ἀνατολή Lydia Asia Minor Μικρὰ Ἀσία

Anatolia  Anatolḗ  Anadolu  Ἀνατολή  Lydia Asia Minor  Μικρὰ Ἀσία Anatolia Anatolḗ Anadolu Ἀνατολή Asia Minor Μικρὰ Ἀσία

FaceBook Grup Sayfası (Hülya Erdoğan Berlin)

#Ἀνατολή
#ΜικρὰἈσία ~
Face-Book Grup Sayfası

Gözlerini Kaçıranlara...

Orta Asya'nın Türkîk Kâvimleri Xl. yüzyılda yaklaşık dötyüzbin kişi ile Anadolu'ya ilk geldiklerinde, bu topraklarda beş/altımilyon insan onbinlerce yıldır zâten yaşamaktaydı. Gadîm Anadolu Halkları bu göçmenlere (daha önce de başkalarına davrandıkları gibi) davrandılar. Yâni onlar

a da bağırlarını açtılar, içlerine alarak -kültürel ve sosyal bağlamda- gelen göçebe topluluğunu da asimile ettiler. Bu yeni göçmenlerle, o toprağı binlerce yıldır sahiplenenler arasında siyasi çatışmalar yaşansa da, kültürel benzeşme belirleyici oldu. O kadar ki, karşılıklı din değiştirmeler sonucunda, -kimin yönettiğinden bağımsız olarak- çok kültürlü, kozmopolit bir medeniyetin arandığı bir döneme girildi ve Osmanlı İmparatorluğu bu harmanlanmayı taşıyabilen bir siyâsî şemsiye olarak ortaya çıktı.

1900 lü yılların başlarına İttihât ve Terâkkî'nin etnik temelli milliyetçiliğinden türetilmiş 'millîliği'ni sahiplenen Türkiye Cumhuriyeti ise, -akıl almaz bir aymazlıkla- bu gâdîm tarihi yok saydı. Kendilerini göçmen olarak buralara gelmiş olan kavimlerin ardılı sayanlar, Anadolu'nun onbinlerce yıllık eski topluluklarını ortadan kaldırmayı, buralardan sürmeyi içlerine sindirebildiler. Bulgarlar, Rumlar, Suryânîler ve Ermeniler olabildiğince 'buharlaştırıldı'. Kürtlerin ise -Müslüman oldukları için- asimile olacakları, yâni 'Türkleşecek'leri varsayıldı...

Böylece roller değişti...

Sanki Türkler Anadolu'nun gâdîm-, ve doğal sahibi olan kimliğin sahipleriymiş-, Kürtler ise hasbel-kader bu topraklara düşmüş göçmenlermiş gibi davranıldı. Sanki Türkiye bu insanları barındırmakla bir lutufta bulunuyor-, karşılığında da onların kimliklerini terk etmelerini bekliyordu...

Bu beklentinin ne denli gerçekdışı olduğunu anlamak için ise Cumhuriyet'in ilânından hemen sonra-; bir yıl yetti. Kuruluşta verilen sözlerin tutulmadığını, kandırılmış olduklarını düşünenlerin milliyetçi hassâsîyyetiyle; Cumhuriyet'le birlikte başlayan baskılara karşı gelişen tepkinin birleşimi isyanlara neden oldu. (Alıntı: Etyen Mahcupyan)
Kaynak:


______________________

Facebook Linkimiz:
https://www.facebook.com/anadolu.anatolia.asiaminor/?ref=page_internal

Facebook Sayfa Kodu:
584102555110242

Sayfa Yöneticisi:
Hülya Erdoğan

https://www.facebook.com/anadolu.anatolia.asiaminor/?ref=page_internal

______________________

Akkadlar Dönemi ve - Anadolı Dönemi İlişkileri –AKKADLARAkkad UygarlığıAkkadlar MÖ 2350 ile 2150 arasında Mezopotamya’da...
30/01/2026

Akkadlar Dönemi ve
- Anadolı Dönemi İlişkileri –

AKKADLAR
Akkad Uygarlığı

Akkadlar MÖ 2350 ile 2150 arasında Mezopotamya’da varlık göstermiş bir ilkçağ uygarlığıdır. Sami yani Arap ırkındandırlar. MÖ 3. binde Mezopotamya’ya göç ettikten sonra, Mezopotamya’nın kurucu kültürü olan Sümerler’in sitelerinde (şehir) işçi olarak çalıştılar. ancak daha sonra Sargon liderliğinde ayaklanarak kendi devletlerini kurdular. Sümerler şehir devletleri şeklinde yönetilirdi. yani her bir şehrin başında bir kral bulunurdu. Ancak Akadlar Sümerleri örnek almadı ve merkezi bir yönetim kurdular. mutlak monarşi yönetimini benimseyerek dünyanın ilk merkezi krallığını kurdular.

Akkadlar

Akadlar, dünyanın ilk merkezi krallığını kurarak kalmamış, zamanlar sınırlarını genişleterek tarihte bilinen ilk imparatorluk yapısını da meydana getirdiler. Bu imparatorluğu korumak için de tarihte bilinen ilk düzenli orduyu kurdular. bu düzenli ordu yaya askerlerden oluşuyordu. Kendilerine özgü bir yönetim kuran Akadlar, kültürel açıdan Sümerlerden etkilendiler. ancak Mezopotamya’daki diğer devletler gibi Akadların da bir gün sonu geldi. Sümerlerin saldırılarıyla zayıfladılar, Gutiler tarafından da varlıklarına son verildi. Akadlar, tarihte çok önemli bir yere sahip olan bir uygarlıktır. ilklerle tarihe damgasını vuran bir Mezopotamya uygarlığıdır.

-İlk merkezi krallık Akadlar tarafından kuruldu.

-İlk imparatorluk Akadlar tarafından kuruldu.

-ilk düzenli ordu Akadlar tarafından kuruldu.

-Akkadlar da yerleşik coğrafyalarında yaygın konuşulan Sami Dillerindendi.
Akkadlar ve Sargon Dönemi

M.Ö. 2350’lerde Akkad şehrinde Kral Sargon’unLliderliğinde Akkad devleti kurulmuş ve Mezopotamya’ya hâkim olmuşlardır. Ayrıca Sargon Sümer şehir devletleri olan Ur, Uruk, Lagaş, Umma kentlerini ele geçirdikten sonra Mezopotamya’da Sümer yönetimi son bulmuştur. Sümer Kral listesine göre Akkad Devletinin kuruluşu: “Uruk silahla vuruldu, krallık Agade’ye geçti. Hurma bahçıvanının evlatlığı, sonraları Kiş kralı UrZababa’nın sakisi olan Sargon kral oldu. Agade’yi kurdu ve 56 sene idare etti.” Naram-Sin dönemine ait bir belgede ise Akkad devletinin kuruluşu şöyle anlatılıyor: “Atam Şarrukenu(Sargon) Uruk şehrini yıktı. Kişlilerin hürriyetini verdi, burunlarındaki halkaları ve ayaklarındaki zincirleri kırdı.”

Akkad Uygarlığı Sargon
Kral Sargon
Sargon Mezopotamya’da siyasi birliği sağladıktan sonra kendisini “Şarkişşati” yani “Dünya Kralı” ilan etmiştir. Sargon’un doğuda Elama, kuzeydeki dağ kavimlerine, Suriye ve Lübnan’a, Toroslara kadar küçük Asya’ya yaptığı askeri seferler, onu haklı olarak tarihin “ilk dünya hakimi” yapmıştır. Arkeolojik olarak belgelenemese de, yazıtlara göre Sargon, Tuz Gölü’nün güneyindeki Puruşhanda (Acemhöyük) adlı kentte oturan Akkadlı tüccarların yardım istemesi üzerine ordusuyla orta Anadolu’ya sefer düzenleyen ilk kraldır.

Akkadlar
Sargon
Basra körfezi ticareti için en önemli noktalarından biri Fırat kervan yolu olduğunu anlayan Sargon bu ticaret yolunu ele geçirmiştir. Bir vesikada: “Fırat kenarındaki Tuttul şehrini zaptedince, bu şehrin tanrısı Dagan’a kurbanlar sunduğu, bunun üzere adı geçen tanrının Mari, İbla ve İarmuti memleketlerinin hâkimiyetini Sedir ormanlarına (Amanoslar) ve Gümüş dağlarına (Toroslar) kadar Sargon’a verdiği” belirtilmektedir. Sargon 56 yıllık saltanatı boyunca birçok zaferler kazanmıştır ve dünya tarihinde bilinen ilk imparatorluğu kurmuştur. Ölümünden sonra efsaneleştirilmiştir. Sargon son yıllarında tanrının gazabına uğramıştır. Bu yüzden açlık, kıtlık, isyan ve çeşitli felaketlerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Tam olarak bilinemese de bir suikast sonucu öldüğü düşünülmektedir.

Kaynakça:

• Bülbül, Cemil.
Eski Çağ Tarihinde Sami Göçleri.
Afyon: Yüksek Lisans Tezi, 2005.

• İplikçioğlu, Bülent.
Eski Çağ Tarihinin Ana Hatları.
İstanbul: Bilm Teknik Yayınevi, 1994.

• Köroğlu, Kemalettin.
Eski Mezopotamya Tarih.
İstanbul: İletişim Yayınları, 2006.

• Memiş, Ekrem.
Eski Çağda Mezopotamya.
Bursa: Ekin Yayınevi, 2012.

• Nissen, Hans J.
Ana Hatlarıyla Mezopotamya.
İstanbul:
Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2004.

• Yiğit, Turgut.
«İlk Tunç Çağı’nın Son Evresinde Anadolu’nun Siyasal Görünümü.»
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi Cilt: 21, Sayı: 33 (2003): 168-178.

• Akkadlar Dönemi ve Anadolı Dönemi İlişkileri –

Hazırlayan:
Mustafacan BAŞTOPUZ.

Bknz
İnstagram

—-

*Sâmî dilleri
Afro-Asyatik Dil Ailesinin Bir Alt Grubudur.

Sami Dil Ailesi veya Semitik diller, Afro-Asya dil ailesinin bir alt grubudur. Orta Doğu'da yaygın olan antik dillerin çoğunu kapsar. Bunların arasında Arapça, Amharca ve İbranice en fazla konuşulan Sami dilleridir.
Ayrıca zamanlarında Fenikece ve Akadca da Sami dil ailesinin mensubudur. Ama bu iki dil günümüzde konuşulmamaktadır. Aramice, Arapça ve İbranicenin lehçelerinden olan Süryanice de bölgede kullanılan Sami dillerine örnek olarak gösterilebilir. Sami adı Nuh'un oğlu Sam'dan gelmektedir. Maltaca, Malta Adası'nda konuşulan bir Sami dilidir.

Sami dillerinin yaklaşık tarihî dağılımı
Günümüzde anadili olarak Sami dillerini konuşan insanların sayısı
300.000.000’dan fazladır.
Bu kitlenin çok büyük bir kısmı sadece Arapça konuşmaktadır. Etiyopya devletinin resmî dili olan Amharca da en çok konuşulan *Sami dillerinden olup Güney Sami dilleri kolunun Etiyopik alt grubuna aittir.[kaynak belirtilmeli]
Sami veya Semitik tabiri günümüzde daha çok İbrani ve Arapları tanımlamakta kullanılır.
Wikipedia


Docu:

Akkad (Akkadca: A.GA.DE), MÖ 3. binyılın sonlarında, özellikle Sargon döneminde (yaklaşık MÖ 2340-2200) Mezopotamya'da kurulan ilk imparatorluğun başkentiydi. Mezopotamya'daki bu ilk Semitik imparatorluk, tarihteki ilk büyük bölgesel devletlerden biri olarak kabul edilir ve Sümerce yerine Akkadca'nın resmi dil olmasını sağlamıştır.
Akkad İmparatorluğu'nun Temel Özellikleri:
Kurucu ve Dönem: İmparatorluk, Büyük Sargon (Sargon of Akkad) tarafından kurulmuştur ve torunu Naram-Sin döneminde en parlak zamanını yaşamıştır.
Konum: Başkent Akkad'ın yeri, Yeni Babil dönemine kadar bilinmesine rağmen, günümüzde arkeologlar tarafından kesin olarak tespit edilememiştir.
Dil ve Kültür: Akkadca, bu dönemden itibaren Sümercenin yerini alan baskın dil haline gelmiştir.
Çöküş: Akkad İmparatorluğu'nun yıkılışı, MÖ 23. yüzyılın sonlarında meydana gelen belirgin bir iklim değişikliği ve buna bağlı kuraklık ile ilişkilendirilmektedir.
Akkad dönemi, Mezopotamya tarihinde merkezi bir yönetim yapısının ilk kez uygulandığı önemli bir dönüm noktasıdır.

ZDF: Entschlüsselt -
Hightech trifft auf Archäologie
44 Minuten

Entschlüsselt - Hightech trifft auf Archäologie

Mithilfe moderner Digitaltechnik werden verborgene Geheimnisse entschlüsselt und längst versunkene Welten neu erschaffen. Unsichtbares wird sichtbar und eröffnet einen Blick auf vergangene Zeiten.

Entschlüsselt - Hightech trifft auf Archäologie

6 x STAFFEL
ZDF INFO
AKKADEN

Das Reich von Akkad

Er gilt als der erste Imperator: Vor mehr als 4000 Jahren errichtet Sargon von Akkad in Mesopotamien das erste Weltreich. Sein Aufstieg ist faszinierend, sein Untergang wirft Rätsel auf. Unter Sargon und seinen Nachfolgern erlebt das Imperium eine Blütezeit, doch nach weniger als 200 Jahren zerfällt es. Können moderne Technologien und Methoden die Gründe für diesen Niedergang entschlüsseln?

Um 2300 vor Christus vereint Sargon die sumerischen Stadtstaaten und erobert die Nachbarregionen Mesopotamiens. Sein Akkadisches Reich gilt als erstes Weltreich der Geschichte. Für seine Zeit ist es äußerst fortschrittlich: mit einer zentralen Verwaltung, einheitlicher Sprache und professioneller Armee. Ein Modell für viele spätere Reiche des Alten Orients. Doch nur 180 Jahre nach Sargons Aufstieg zerfällt das Imperium und gerät in Vergessenheit.

Heute suchen Archäologen und Klimaforscher in den Wüsten und Höhlen des Irak und Iran nach Antworten. Mit modernster Technik datieren sie Funde, analysieren Artefakte und lassen sogar Tontafeln von KI entschlüsseln. Werden sie es schaffen, das Rätsel des Akkadischen Großreichs zu lösen?

Hightech trifft auf Archäologie: Mithilfe moderner Digitaltechnik werden verborgene Geheimnisse entschlüsselt und längst versunkene Welten neu erschaffen. Sie macht Unsichtbares sichtbar und eröffnet einen Blick auf vergangene Zeiten

Sie herrschen über einen Großteil Mesopotamiens: den heutigen Irak, Syrien und einen Teil der Türkei. Nach nur 140 Jahren stürzt ihr Reich ins Chaos und bricht zusammen. Selbst die Erinnerung an Akkad erlischt. Bis Archäolog*innen im Irak ein antikes Archiv entdecken.

Das Akkadische Reich erstreckt sich über den Großteil Mesopotamiens: vom persischen Golf im Osten bis zum Mittelmeer im Westen und im Norden bis in die heutige Türkei. Mesopotamien ist von zwei ethnischen Gruppen besiedelt: den Sumerern im Süden und den semitischen Akkadern im Norden. 2334 vor Christus erobern die Akkader unter ihrem König Sargon das Land der Sumerer und vereinigen ihre Stadtstaaten zu einem vollkommen neuen politischen Gebilde – einem Imperium.

Faszinierende Legenden und neueste Fakten
"Ancient Apocalypse" – ein faszinierendes Panorama aus Legenden und neuesten Fakten. Die Reihe begleitet in sechs Episoden Forscherinnen und Forscher auf der Suche nach den Ursachen, warum einige der faszinierendsten Kulturen der Geschichte erloschen sind.

Themen der Serie sind das Verschwinden Doggerlands, die Zerstörung Sodoms, der Untergang Helikes, der Zerfall des akkadischen Reiches, das Geheimnis der Seevölker und das Ende der Maya-Kultur.

Jeder Kontinent hat seine versunkenen Stätten – Orte, an denen nur noch Ruinen von der Existenz eines Volkes erzählen. Sie liegen in der Erde begraben, sind von einem Dschungel überwuchert oder von einer modernen Großstadt überbaut. Bei allen stellen sich dieselben Fragen: Wie konnte etwas so Großes einfach verschwinden? Warum gehen Zivilisationen unter?

https://www.zdf.de/video/dokus/ancient-apocalypse-100/ancient-apocalypse-imperium-akkad-100

https://www.zdf.de/dokus/entschluesselt-hightech-trifft-auf-archaeologie-100



The Akkadians - The First Empire in History (Sargon of Akkad)
Great ...

4:24
Die Akkadier - Das Erste Reich der Geschichte (Sargon von Akkad) Große Zivilisationen der Geschichte Geschichte

 benim için diyor ki:» Hülya, her renkten bir kare, Her çiçekten bir kokudur; yazılarından anlamamışsa bir okur onu, O d...
05/01/2026


benim için diyor ki:

» Hülya, her renkten bir kare,
Her çiçekten bir kokudur; yazılarından anlamamışsa bir okur onu,
O değil, ben üzülürüm.

Çünkü hiç bir dar kutuya kilitlen(e)meyecek kadar
Gülün renga-rengine
bir (tek) gülü sormak ayıp olur.

O bizim hepimizin..
Paylaşalım yanımıza alamayacak kadar kardelen 'hûlyalar' bizim olsun,
hepimizin ...

Hülya Anadolu toprağıdır,
Çingene'nin kırmızısı,
Kürd'ün, Ermeni'nin 'hüznü',
Rum'un tebessümü, Türk'ün ilhâm kaynağı olmalı O...
O'nu hapsedemeyiz!
Serçe misâlî yaşam bulmaz o, solar...>> **

~~~

Bırak bütün insanlar seni tanısın;
ama hiç kimse seni TAM olarak tanımasın.

~~~

İnsanlar, sığ yerini gördükleri dereyi kolay geçerler.
(Benjamin FRANKLİN)

~~~

FOTO:
#1998 ~


🥀

OYUN:
Oyunu

EKİP: NFTT
(Nürnberg Fürth Türk Tiyatrosu)

Bu sahnedeki oyuncular:
Hülya Erdoğan
Tahsin Karayazı

Oyunu yazan:
Dinçer Sümer

yöneten:
Süleyman Apaydın

https://youtu.be/JU4fPQrwNjA?si=fCVVDsQ2gdz8zrmi

FACEBOOK GRUP SAYFASI:

https://www.facebook.com/share/1AS4C7vf9f/?mibextid=wwXIfr

ZEHİRLENMİŞ BARIŞ GİRİŞİMLERİ:OSMANLI’NIN PARÇALANIŞI(Dünü bilmeyen yarınını planlayamaz)Belgesel: Der vergiftete Friede...
08/12/2025

ZEHİRLENMİŞ BARIŞ GİRİŞİMLERİ:
OSMANLI’NIN PARÇALANIŞI
(Dünü bilmeyen yarınını planlayamaz)

Belgesel:
Der vergiftete Frieden:
Das Ende der Osmanen
Geschichte, D/F 2021

Was sind die Pariser Vorortverträge?

Dokumentary / 34 Min.
ZDF _ INFO

Nach dem Ende des Ersten Weltkrieges stand neben dem Vertrag von Versailles noch ein anderer Ort für die Neuordnung der Welt im Blickpunkt: Sèvres, ein Pariser Vorort.

Doku von ZDF
Alle Rechte an der Doku gehören dem ZDF

https://youtu.be/FIIe2D9u_Zk?si=2a0-esp-89OdcQoH

Dort besiegelten die Siegermächte Frankreich, Großbritannien und die USA das Schicksal eines großen Imperiums: Das Osmanische Reich sollte für immer zerschlagen werden.

Die Folgen sind bis heute unübersehbar:
Der Nahe Osten brennt, wird von Krieg und Terror überzogen. Die Dokumentation zeigt die Fehler und ihre Auswirkungen auch hundert Jahre später auf.

Was sind die Pariser Vorortverträge?

Nach dem Ersten Weltkrieg wurde die Weltordnung nicht nur durch den Vertrag von Versailles für Deutschland, sondern auch durch die sogenannten Pariser Vorortverträge neu geordnet, darunter der Vertrag von Sèvres (1920), der das Schicksal des zerfallenden Osmanischen Reiches besiegelte, es stark verkleinerte und zur Gründung neuer Staaten führte, was später durch den Vertrag von Lausanne (1923) revidiert wurde und die Beziehungen zwischen Griechenland und der Türkei bis heute prägt.
Die Pariser Vorortverträge im Überblick:
Vertrag von Saint-Germain (1919): Mit Österreich.
Vertrag von Neuilly-sur-Seine (1919): Mit Bulgarien.
Vertrag von Trianon (1920): Mit Ungarn.
Vertrag von Sèvres (1920): Mit dem Osmanischen Reich.
Besonderheit von Sèvres:
Zerschlagung des Osmanischen Reiches: Der Vertrag sah eine massive territoriale Aufteilung vor, die das Osmanische Reich auf ein kleines Kernland reduzierte.
Widerstand und Revision: Die harten Bedingungen führten zum Türkischen Befreiungskrieg, der die Gründung der modernen Türkei unter Mustafa Kemal Atatürk ermöglichte, was letztlich zum Vertrag von Lausanne (1923) führte, der die Grenzen der Türkei neu festlegte.
Langfristige Folgen: Die Neuordnung des Nahen Ostens und die darin festgelegten Grenzen sind bis heute Konfliktpunkte und haben die Region nachhaltig geprägt.

İstanbul'u kaybettik. Mustafa Kemal'in askerleri, İngiliz Ordusu ile beraber İstanbul'u terketti. İstanbul, Lozan Anlaşm...
21/11/2025

İstanbul'u kaybettik.
Mustafa Kemal'in askerleri, İngiliz Ordusu ile beraber İstanbul'u terketti.

İstanbul, Lozan Anlaşması ile Boğazlar Komisyonu'na verildi.

İSTANBUL'DA 5 YILDIR DEVAM EDEN İNGİLİZ İŞGALİ ŞEKLEN BİTTİ. MUSTAFA KEMAL'DEN İSTEDİKLERİ HERŞEYİ ALAN İNGİLİZLER, İSTANBUL'UN MERKEZİNE VEDA ETTİ

Fotoğraflar:
İsmet (İnönü) ve İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı Harington. Gülüyorlar:
Keyif keka...
İngiliz askerler, onurlarına verilen yemekte Tarabya'da tıkınırken...
6 Ekim 1923. 102 yıl önce bugün.

Kemalist tarihi yazan yalancılara göre; Türk Ordusu, bugün İstanbul'a girmiş ve şehri İngiliz işgalinden kurtarmıştır. Oysa tam tersi oldu.
İngilizler, fotoğraflarda da gördüğünüz gibi şereflerine verilen muhteşem bir kokteyl ve yemeğin ardından alkışlar arasında 3 Ekim'de İstanbul'dan ayrılmışlardı.
Ama sıkı durun,
Türk Ordusu da İstanbul'dan çıkarıldı.

Mustafa Kemal'in askerleri İstanbul'a, hemen hemen bir yıl önce 19 Ekim 1922'de Refet Paşa'nın komutasında girmişti. Şimdi çıkarıldılar.
Kafanız karıştı değil mi?
Anlatayım.

İstanbul'u 13 Kasım 1918 tarihinde işgal eden İngilizler, 9 Eylül 1922'den sonra İstanbul'da Türk Ordusu'na da yer açmak gerektiğini anladılar. Mustafa Kemal ve arkadaşları ile, Mudanya Mütarekesi'nde ortak işgal için anlaştılar.
Ne de olsa Mustafa Kemal adı konmamış bir müttefik. Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkmak istiyor. Refet Paşa ve Jandarmaları 19 Ekim 1922'de Gülcemal Vapuru ile İstanbul'a geldiler. Ve İngiliz askerleri ile Türk askerleri tam bir yıl İstanbul'u beraberce işgal etmiş oldular.

Bir caddede İngiliz askerleri, diğer caddede Türk askerleri kardeş kardeş, beraberce devriye gezdiler.

Bir de Vahideddin'e İngilizci derler. Ahlaksızlar...
Ama Türk askerleri şimdi, Lozan Anlaşması gereğince İstanbul'a veda ettiler.

Şehri, Çanakkale ile beraber Boğazlar Komisyonu idare edecek.

Her ne hikmetse, kahpe Filistin mağlubiyetinden, kimlerin Osmanlı Devletini İngiliz egemenlerine sattığından çakma tarih kitaplarında söz edilmez. Zamanın savaş bakanı İttihatçı Enver Filistin’i savunmak için Yıldırım Orduları adı verilen 3 ordu tayin eder. Osmanlının yerel Filistin Ordusu olan 3. Ordu. Hicazdan apar topar gönderilen toplama 8. Ordu ve cephenin göbeğine M. Kemal’in komuta ettiği 7. Ordu yerleştirilmiştir. Rivayete göre savaştan bir gece önce İngiliz Orduları komutanı General Allenby ile bazı görüşmeler vuku bulmuştur. Savaş başladıktan sonra göbekteki 7. Ordu kurşun atmadan M. Kemal tarafından Halep’e çekilir. Cephenin göbeği boşaldıktan sonra sonuç geriye kalan 3. ve 8. Osmanlı Orduları için tam bir faciadır. Toplam 11.000 asker kaybedilir, 72.000’i de tutsak düşer. İngilizlerin kaybı ise sadece 400’dür, yani Osmanlı ordularının kaybının yaklaşık 30 da biri. Sadece bu rakamlar ve oranlar ihanetin ve felaket sonuçlarının boyutlarını ortaya koymaya yeter. Bunların müsebbibi olan M. Kemal ise sanki hiç bir şey olmamış, sanki büyük bir zafer kazanmış, sanki ast olan o değil üstmüş gibi Savaş Bakanı İttihatçı Enver’e telgraf çekerek İstanbul’a döneceğini bildirir ve gene ne hikmetse düşman İngilizlerin treniyle İstanbul’a döner. Sonraki aylarda adeta İngilizlerin İstanbul’daki işgal ordularının ve istihbaratının ana karargahı olan Pera Palas otelini mekan tutar. Sıkı pazarlıklar sürmektedir. İngilizler bir kaç yıl sonra kuracakları manda devletinin başına getirecekleri kuklanın arayışı içindedir. 3 adayda İttihatçıların 3. kuşak kadrosundandır: Kazım Karabekir, M. Kemal ve İsmet İnönü. Sonunda içlerinde en hırslı ve kendi emirlerine kayıtsız şartsız itaat edeceğine ikna oldukları Sabetayist adayı seçerler ve baştan aşağı bir İngiliz organizasyonuyla, İngiliz işgal ordularının vermiş olduğu Boğazdan özel geçiş tezkeresiyle, İngiliz finansmanı ve teçhizatıyla gene İngiliz işgali altındaki Samsun’a yollanır. 100 yıldır "İngilizlerin izni olmadan Vahdettin’in emriyle kırık dökük Bandırma vapuruyla halk isyanının organize etmek için Anadoluya gizli kaçış baştan aşağı yalandır, tüm tarihleri olduğu gibi. Sonrası bilenler için bellidir. Her şey baştan aşağı düzmecedir, yalandır, entrikadır. Kurulmuş olan devlet daha kurulmadan önce tasarlandığı gibi bir "İngiliz gizli sömürgesi", bir "İngiliz manda devletidir”
Bu devlette 100 yıldır hiçbir siyasetçi, hiç bir parti, hiçbir STK, Anglo Amerikan egemenlerinin izni olmaksızın balkona çıkıp yellenemez bile. Her şey Anglo-Amerikan egemenlerinin kontrolündedir. Siyasetçilerin ve partilerin görevi adeta bir sirkte sahne alan palyaçolar misali MIŞ gibi yaparak halkı oyalamak ve kandırmaktır. Bunun için önlerine kemik atılır ve onlar bu kemiği kemirir durur... Filistin faciasının diğer bir küresel sonucu ise, bu işgal ile aynı yıla denk gelen tek taraflı Anglo Sakson BALFOUR deklarasyonuyla garanti edildiği gibi, 31 yıl sonra kurulacak İsrail devletinin temel taşının atılmasıdır. T.C. Devleti ve İsrail aynı ana rahminden çıkmış iki kardeş devlettir.

( Knowledgeable)

NURAGHE MEDENİYETİİTALYA | SARDUNYA ADASI1974 baharında, tarlalarını süren İtalyan’ın Sardunya Adası yerlileri çiftçiler...
28/08/2025

NURAGHE MEDENİYETİ
İTALYA | SARDUNYA ADASI

1974 baharında, tarlalarını süren İtalyan’ın Sardunya Adası yerlileri çiftçiler, işlerini durdurmak zorunda kaldılar. Büyük bir kaya olduğunu varsaydıkları bir şeye rastlamışlardı; ama daha yakından incelendiğinde, çok daha ilgi çekici bir durum ortaya çıktı: Buldukları şey, taştan yapılma bir kafaydı. Onların keşfi, Batı Akdeniz'deki en önemli Demir Çağı buluntularından birini ortaya çıkardı.

Mont'e Prama Adası’nın bereketli batı kıyısında, kireçtaşı bloğu ortaya çıkarıldı. Sonraki on yıl içinde arkeologlar tarafından toplanan binlerce parçanın ilkiydi. O zamandan beri çıkarılan parçalar birleştirilerek, ortaya dev heykeller belirdi.
Başta kireç taşlarından oyulmuş Mont'e Prama devlerinin boyu, çoğu insandan uzundur. Bazıları neredeyse iki küsür metre boyundadır. Üçgen yüzler ve "T" şeklinde kaş ve burunlara sahip olmak gibi oldukça ikonik özellikleri vardır.
En dikkat çekici özellikleri ise gözleridir. Heykellerin gözleri, dümdüz ileriye bakan büyük, yuvarlak eşmerkezli dairelerle tasvir edilmektedir. Bazı heykellerin ellerinde kalkan varken, diğerleri yay taşımaktadır. Bunlara dayanarak bilim insanları, Mont'e Prama Heykellerini üç ana başlıkta kategorize ettiler:
okçular, boksörler ve savaşçılar.
Tarihçiler, hâlâ Mont'e Nuraghe’ Devleri’nin tam olarak neyi temsil ettiği konusunda emin olmasalar da, hepsi, antik halkı güçlü sembolizmleriyle bir tutmayı amaçladıkları konusunda hemfikirler. Halk, dışarıdan gelen saldırılara boyun eğmeden önce, bu heykeller yaklaşık 3.000 yıllık güçlü ve dikkate değer bir Demir Çağı kültürünün bir göstergesi konumundaydı.

Sanatçıyı Tespit Etmek

Günümüzde İtalya'nın bir parçası olan Sardinya'da insanlık tarihi, eskiye dayanır ve hareketli bir geçmişe sahiptir. İtalyan ve İber Yarımadaları arasında yer alan bu bölge, uzun süredir Akdeniz ticaretinde önemli bir rol oynamaktadır.
Mont'e Prama taşları ilk keşfedildiğinde, bilim insanları bunların bir Kartaca tapınağının parçası olduğunu düşündüler. Kartaca, ticari güç elde etmek için Kuzey Afrika'ya odaklandı ve MÖ 500 tarihlerinde Sardinya'yı fethettiler.

Binlerce heykel parçası bulmanın yanı sıra, 1977-79'da Mont'e Prama'daki kazı, antik Nuraghe Nekropolü’nden 30 mezar ortaya çıkardı. Kumtaşı levhalarla kaplı bu silindirik mezarlarda, hepsi oturur ve diz çökmüş vaziyette gömülü erkek ve kadın bedenleri vardı.
(National Geographic)

Daha ayrıntılı çalışmaların ardından ise araştırmacılar, taş parçalarının Kartacalılardan çok daha eski olduğunu fark etti. Birçok kişi tarafından Sardinya arkeolojisinin babası olarak kabul edilen Giovanni Lilliu, parçaları inceledikten sonra, Sardinya'nın Nuraghe Uygarlığı'nda yapılan bronz heykelciklerle aynı özelliklere sahip olduğu sonucuna vardı.

MÖ 18. ilâ 8. yüzyıllar arasında gelişen Nuraghe medeniyeti, hem metal hem de taş işçiliği ile ünlenmişti. Ada genelinde, Nuraghe (Medeniyetleri’nin ismini de buradan almışlardır) olarak bilinen farklı megalitik yapılar inşa ettiler. Günümüzde, adada altı binden fazla Nuraghe biberi kayda geçmiştir ki bu, 24 km2'lik (hemen hemen Amerika Birleşik Devletleri'ndeki New Hampshire Eyaleti’nin büyüklüğü) bir arazi için dudak uçuklatacak bir Genelde dairesel bir odaya sahip bir kulenin hükmettiği bu yapılar, sadece Sardinya'da bulunur. Tam olarak hangi amaçla inşa edildikleri bilinmiyor. Bunların kale, konut, saray veya üçünün birleşimi olduğuna dair teoriler vardır. MÖ 1200 civarında, nuraghi yapımlarının büyük ölçüde durmuş olması muhtemel ancak yüzyıllar boyunca kullanılmaya devam edildiler.

Devasa heykellerin yaratılmasından bir süre sonra, Nuraghe Kabilesi zayıflamaya ve gerilemeye başladı. Hem Yunanlılar hem de Fenikeliler, adanın verimli maden kaynakları için savaştılar ve Fenikeliler galip çıktı. Daha sonra, Kuzey Afrika'daki Kartacalı kuzenleri (Kartaca, aslen Fenikeliler tarafından kurulmuştu) MÖ 6. yüzyılda Sardinya'yı fethetti.
Nuraghe Uygarlığı’nın tarih sahnesinden çekilmesiyle, heykeller yok edilmiş gibi görünüyor. Görünüşe bakılırsa, bu, kasıtlı bir şekilde yapılmış bir saygısızlıktı. Bilim insanları, bunun muhtemelen Fenikeli veya Kartacalı sömürgeciler tarafından yapıldığı, amaçlarının ise eski düzeni alenen karalayarak kendi sistemlerini dayatmak olduğu kanısındalar.

Mont'e Prama'nın Kudretli Heykellerinin Özellikleri
2007 ve 2011 yılları arasında arkeologlar tarafından yeniden bir araya getirilen devasa Sardinya heykelleri, yukarıda da söz ettiğimiz gibi üç ana kategoriye ayrılıyor: boksörler, okçular ve savaşçılar. Heykellerde eksik parçalar bulunmakta, ancak arkeologlar, henüz bozulmadıkları zamanlarda her heykelin kendi kategorisinde ortak özellikler barındırdığına inanıyor.
Şu ana kadar bulunmuş sayıca en fazla kategori olan boksörler, çıplak göğüslüdür ve diğer kategoriler arasında en kalınıdır. Her figür, başının üstünde bir siperlik taşımaktadır. Arkeologlar, bir zamanlar sağ ellerinde törensel bir savaş eldiveni bulunan parçalar da tespit etmişlerdir. Yüzler, gözlere göre iki eş merkezli daireye sahiptir. Tarihçiler, bu figürlerin dini, hatta rahiplik rolüne sahip savaşçı-sporcular olduğunu tahmin ediyorlar.
Okçuların sağ eli selam için havaya kaldırılmış, eldivenin içindeki diğer eli ise omzuna dayanan yayı tutmuş vaziyette tasvir edilmiştir. Uzun saç örgüleri ise aşağıya doğru sarmaktadır. Henüz iyi korunmuş okçu kafaları bulunamadı, bu nedenle bilim insanları savaşçılarla aynı yüz özelliklerini paylaştığına inanıyorlar. Şimdiye kadar bulunan birkaç savaşçı heykelin durumu kötüdür. Miğferlerinin ortasında bir arma ve üstte iki boynuz bulunmaktadır. İlk yontulduklarında, muhtemelen hepsi dairesel kalkanlar taşıyordu.

Zorlu Görev
1970'lerden bu yana yapılan kazı çalışmaları, Mont'e Prama'nın eski bir Nuraghe Nekropolü’ne ev sahipliği yaptığını doğruladı.
En eski mezarların tarihi ise MÖ 11. yüzyıla dayanmaktadır. Yalnızca daha fazla heykel parçası bulunarak değil, aynı zamanda da arkeologların nuraghinin minyatür taş modellerini ortaya çıkarmasıyla, kazılar; alanın tartışmasız Nuraghe kültürüne ait olduğunu doğruladı.
Birlikte ele alındığında, Mont'e Prama sahasındaki müteakip kazılardan elde edilen bulgular, taş devlerin MÖ 10. ilâ 8. yüzyıllar arasında (yani Geç Demir Çağı'nda) Nurajik dönemin zirvesinin sonuna doğru yontulduğunu ortaya çıkardı.
Mont'e Prama'daki arkeolojik çalışmaların çoğunun merkezinde, nekropoller (mezarlar) vardı. Ayrıca bölgedeki topraktan alınan çok sayıda parça, sabırla incelendi. Ekibin üstlendiği görev oldukça büyüktü, çünkü 1970'lerin ortalarından bu yana binlerce çeşit parça birikmişti.

2007'de taş figürleri yeniden birleştirmek için özenli bir çalışma başladı. 2011 yılına kadar uzmanlar, taş parçalarını çoğu tamamlanmamış 24 heykel halinde yeniden birleştirmeyi başardı. Bugün bu Demir Çağı şaheserlerini, Sardinya'nın başkenti Cagliari'deki Ulusal Arkeoloji Müzesi'nde ve Mont'e Prama bölgesinin yakınında bulunan Cabras'taki Giovanni Marongiu Kent Müzesi'nde görmek mümkündür.
2015 yılında, ondan 1 sene önce Mont'e Prama'da bulunan iki okçu da dahil olmak üzere üç figür daha restore edildi. Bu heykellerin tarzı, daha önce bulunanlardan belirgin şekilde farklıdır. Heykellere ek olarak ekip, aynı zamanda çok sayıda nuraghi modelini Önemli Hususlar ve Teoriler
Nurajik topluluğunun bu heykelleri neden diktiği ve bulundukları arazide nasıl yerlerine koydukları, yaklaşık 3.000 yıl sonra bile hâlâ uzmanlar tarafından tam olarak yanıtlanmış değil. Bazıları, heykellerin, muhtemelen nekropolde gömülü yatan Nurajik askeri ve rahip sınıflarını temsil ettiğini iddia ediyor.

Başka bir teori ise heykellerin Nurajiklerin tarihî kahraman figürlerini, belki de devasa nuraghi yapılarını inşa etmiş olanları temsil ettiğidir. Bu teoriye göre heykeller, Yunanca bir terim olan heroon (bir kahramana veya kahramanlara adanmış bir tapınak veya anıt) olarak dikilmiş olabilir. Nekropolün yakınına yerleştirilen bu ata-kahramanlar, ada topluluğunu birbirine bağlayan geleneksel değerlerin ve ortak mirasın bir hatırlatıcısı olabilir.

Günümüzde bile Sardinyalılar, geçmişlerinin bu tür sembolleriyle güçlü bir duygusal bağ kuruyorlar. Mont'e Prama devlerinin simaları o kadar iyi tanındı ve ünlendi ki, nuraghi evlerini geçerek adanın antik geçmişinin sembolü olmayı başardılar.

Kaynak: Evrim Ağacı
https://evrimagaci.org/nurajik-medeniyetinin-devasa-heykelleri-sardinya-mezarliklarina-3000-yil-boyunca-goz-kulak-oldu-11181

GÖRSEL;
Alttaki ana çocuk Heyleli, Santa Vittoria di Serri'nin Nuraghe Tapınağı'ndan çıkarılmış bu parçanın Cagliari Ulusal Arkeoloji Müzesi'nde sergilenişi.
Kaynak:
National Geographic

https://evrimagaci.org/nurajik-medeniyetinin-devasa-heykelleri-sardinya-mezarliklarina-3000-yil-boyunca-goz-kulak-oldu-11181

Kolombiya'da 20'den fazla iskeletin bulunması bilim insanlarını şaşkına çevirdi: Kalıntılar, şimdiye kadar kayıtlı olan ...
23/07/2025

Kolombiya'da 20'den fazla iskeletin bulunması bilim insanlarını şaşkına çevirdi: Kalıntılar, şimdiye kadar kayıtlı olan diğer insan gruplarından farklı tamamen benzersiz bir DNA sunuyor. Magdalena Orta bölgesinde yapılan bu keşif, Amerika'nın ilk insanlarının tarihini yeniden yazabilir. İlk analizler, bu insanların 6.000 yıldan daha uzun bir süre önce yaşamış olduklarını ve izole edilmiş genetik özellikler geliştirdiklerini ve bu da dünyanın her yerinden arkeologlar ve genetikçiler arasında bir sürü teori dalgasına neden olduğunu gösteriyor. Birçok uzman için bu tür buluşlar o kadar sıra dışı ki, anakaradaki medeniyetlerin kökenlerine ilişkin tarihi boşlukları çözmenin anahtarı olabilir. 🧬

En ilgi çekici şey ise, genetik benzersizliğinin yanı sıra, iskeletler, bölgede daha önce görülmemiş tasarımlara sahip taştan oyulmuş aletler de dahil olmak üzere bilinen Kolomb öncesi kültürlerle uyuşmayan eserlerle gömüldü. Spektrometri ve karbon tarihleme teknikleri ile analiz edilen bu parçalar, döneme göre beklenmedik bir teknik karmaşıklık gösteriyor ve bu grubun gelişmiş bir kültürel gelişim seviyesine sahip olduğunu gösteriyor. Bu bilmece sadece unutulmuş göç yolları hakkında sorular sormakla kalmaz aynı zamanda tamamen bilinmeyen bir uygarlığı da ortaya çıkarabilir. Araştırma ekibi, kazıların devam etmesi, her parçanın detaylı analizini sağlamak ve kalıntıların tarihini daha doğru bir şekilde yeniden inşa etmesini sağlayacak özel bir laboratuvarda muhafaza etmek için uluslararası destek talep etti. 🏺

Kaynak:

CNN Kolombiya -
Kolombiya'da eşsiz DNA'ya sahip 6.000 yıllık iskeletler bulundu

//

El hallazgo de más de 20 esqueletos en Colombia ha dejado perplejos a los científicos: los restos presentan un ADN completamente único, diferente a cualquier otro grupo humano registrado hasta ahora. Este descubrimiento, realizado en la región del Magdalena Medio, podría reescribir la historia de los primeros habitantes de América. Los análisis preliminares sugieren que estas personas habrían vivido hace más de 10.000 años y desarrollado características genéticas aisladas, lo que ha desatado una oleada de teorías entre arqueólogos y genetistas de todo el mundo. Para muchos expertos, este tipo de hallazgos son tan extraordinarios que podrían ser la clave para resolver los vacíos históricos sobre los orígenes de las civilizaciones en el continente. 🧬

Lo más intrigante es que, además de su singularidad genética, los esqueletos fueron enterrados con artefactos que no coinciden con las culturas precolombinas conocidas, incluyendo herramientas talladas en piedra con diseños nunca antes vistos en la región. Estas piezas, analizadas mediante espectrometría y técnicas de datación por carbono, muestran una complejidad técnica inesperada para la época, lo que sugiere que este grupo tenía un nivel de desarrollo cultural avanzado. Este enigma no solo plantea preguntas sobre rutas migratorias olvidadas, sino que también podría revelar una civilización completamente desconocida. El equipo de investigación ya ha solicitado apoyo internacional para continuar las excavaciones, asegurar el análisis detallado de cada pieza y preservar los restos en un laboratorio especializado que permita reconstruir su historia con mayor precisión. 🏺

Fuente:
CNN Colombia -
Hallan esqueletos de 6.000 años en Colombia con un ADN único

Hoy Aprendí
2025

Adresse

Kalimerhaba. Datca@gmail. Com
Berlin

Webseite

Benachrichtigungen

Lassen Sie sich von uns eine E-Mail senden und seien Sie der erste der Neuigkeiten und Aktionen von Anatolia Anatolḗ Anadolu Ἀνατολή Lydia Asia Minor Μικρὰ Ἀσία erfährt. Ihre E-Mail-Adresse wird nicht für andere Zwecke verwendet und Sie können sich jederzeit abmelden.

Das Museum Kontaktieren

Nachricht an Anatolia Anatolḗ Anadolu Ἀνατολή Lydia Asia Minor Μικρὰ Ἀσία senden:

Teilen